6 Eylül 2012 Perşembe

Namık Kemal viki

http://www.ege-edebiyat.org/modules.php?name=Downloads&d_op=getit&lid=171 dosyasının html sürümüdür.
G o o g l e taradığı belgelerin otomatik olarak html sürümlerini oluşturur.
                                            
    Hazırlayan: Derya AYDOĞARLI:


NAMIK KEMAL ( 1848–1888 )

             Avrupai Türk edebiyatına kesin zafer sağlayan edip, Namık Kemal’dir. Türkiye’de ilk defa, vatan şairi diye şöhret kazanan şair de odur. Namık Kemal, Tanzimat devri Türkiyesi’nde  bir fikir ve sanat inkılapçısı olarak tanınmış ve kendisine bir milli kahraman gözüyle bakılmıştır. Kalemini yalnız bir sanat vasıtası olarak değil, aynı zamanda  bir milli-sosyal mücadele vasıtası olarak kullanan Kemal’in olumlu sonuç veren sosyal mücadeleleri de şunlardır:
            Türk halkına milli benliğini ve kendi değerlerini tanıtmak; ona hürriyet aşkı vermek ve bilhassa ecdad kanıyla yoğrulmuş vatan topraklarını, uğrunda şuurla can verebilir bir seviyede sevdirmek.
             Namık Kemal, vatan kelimesinin eski Türkçedeki değişik manalarına yeni bir hayat vermiş; eski dilde insan topluluğu, din, mezhep ve aynı mezhepte olan cemaat manasındaki millet kelimesinden türetilen milliyet kelimesine çağdaş bir mana kazandırmıştır.
             Yine eski dilde azad edilmiş köle manasındaki hür kelimesinden türeterek hürriyet kelimesini, Türkçeye kazandıran şair de odur.
             Aslı Arapça olan ve Eski Türkçe’de tek bir hükümdarın bir kavme hükmetmesi manasında kullanılan; böylelikle, daha çok, istibdad manası taşıyan istiklal kelimesini de lisanımızda, milletimize bir gün bir istiklal savaşı kazandıracak derecede sağlam ve milli bir manada kullanılan  kudretli edip, yine Namık Kemal’dir.
              Öteden beri, Avrupa’da yapılmakta olan; milli, sosyal ve siyasi mücadelelerden fikir ve ilham alan bu kelimeler, Türkçede kullanıldıkları ilk anlardan başlayarak, sadece birer kelime olmakla kalmamış, yaralı bir milletin, uğrunda sürekli mücadele yaptığı birer kutsal ideal değeri kazanmış; birer milli-tarihi kelime olarak Türkçenin ölümsüz sözleri arasına katılmıştır.
              Namık Kemal, eski edebiyata, mutlakıyet rejimine saldırır gibi, aşırı bir şiddetle hücum etmiş; Türkiye’de fikri, edebi ve içtimai hayatta kuvvetle tesirli olacak, yeni ve Avrupai bir edebi hayat kurmaya çalışmıştır.
               Bunun yanında, aynı şairin, Türkiye’de halk hürriyetine dayanır, yeni bir idari rejim kurulması için aynı şiddet ve cesaretle harekete geçen bir de siyasi hayatı olmuştur.
               Namık Kemal kudretli bir şair, ateşli bir mücadeleci ve velûd bir muharrirdir. Sanat, onun elinde, içtimai fayda için ve milli idealler uğrunda kullanılan bir araç mahiyeti almıştı. (Onun Türk edebiyatında yaptığı inkılap da bu idi. ) Türk tarihinde, din müstesna olmak üzere, sanat, ilk defa onun elinde tesirli bir toplumsal görev üstleniyordu.
               Namık Kemal’in kültürlü ve inandırıcı bir mücadele lisanı vardı. Yeni edebiyatın kuvvetle yerleşmesi için eski edebiyata aynı hiddet ve şiddetle hücum etti.
                Dilde, halkın anlayacağı bir lisanla yazmak lüzumunu herkesten daha kuvvetle savundu ve bu fikrini tatbik etti. Avrupai edebiyatın her türünde eserler yazarak onları okuyan geniş bir orta sınıfının yetişmesinde tesirli oldu.
                Çok sayıda eserleri ve hususi mektuplarıyla, Türkiye’nin Tanzimat’dan Cumhuriyet’e kadarki fikri, edebi ve siyasi inkılapları üzerinde, uzaktan ve yakından daima büyük bir rol oynadı.
            
            HAYATI;

            Namık Kemal, birbiri ardınca mühim adamlar yetiştiren, tanınmış bir ailenin çocuğudur. Ailenin; adı bilinen ilk ceddinin Konyalı Bekir Ağa isimli bir zat olduğu söylenir. Aynı ailenin diğer tanınmış simaları, sırasıyla, Topal Osman Paşa, Kapudan-ı Derya Ratip Ahmed Paşa; Üçüncü Sultan Selim’in baş mabeyincisi Şemseddin Bey; İkinci Sultan Hamid’in müneccim başılarından Mustafa Asım Bey gibi şahsiyetlerdir.
            Namık Kemal’in babası, Mustafa Asım Bey’dir.
            Namık Kemal, 21 Aralık 1849’da Tekirdağ’da doğmuştur. Annesi, Tekirdağ Muhassıllığında; Afyon Karahisarı; Kütahya, Kıbrıs kadılıklarında; Lazistan Mutasarrıflığı’nda, Kars ve Sofya Kaymakamlığı’nda bulunan, Koniçe eşrafından, Abdüllatif Paşanın kızı Fatma Zehra Hanım’dır.
Kemal’in şeceresi şereflidir. Fakat çok da haksızlığa uğramıştır: Büyük amcası Müderris Osman Paşa’nın Mora ve Bulgaristan tenkillerindeki yıldırım gibi hareket ve dirayeti  karşısında şöhreti bir destan halinde yayılmış, fakat padişah Birinci Hamid bu şöhretten ürkerek o kahraman veziri katlettirmiştir. Uzun müddet yaşayan ve beş padişaha hizmet eden Kemal’in dedesi Şemseddin Bey’in serveti ve emlaki ise beş defa musadere olunmuştur. Bu yüzden oğlu Mustafa Asım bey’e asaletten başka bir şey bırakamamıştır. Bütün bunları dinleyerek yetişen Kemal ileride zulme ve haksızlığa karşı en pervasız bir celadetle kafa tutmuştur, çünkü kendi ecdadının ruhları bile ona bu dersi vermektedir.
Kemal henüz sekiz yaşında iken annesi afyon Karahisarında ölmüştür. Abdüllatif Paşa kızının hatırası olan Kemal’i yanından ayıramadığı için, Namık Kemal çocukluğunda dedesiyle birlikte diyar diyar dolaşmış ve Abdüllatif Paşanın mazulen İstanbul’da bulunduğu yıllarda Bayezıd Rüştiyesinde ve Valde Mektebinde birkaç sene okumuştur. Fakat daha altı yaşından başlayarak, babasından ve diğer özel hocalardan ders gören Kemal’in asıl tahsili, böyle özel hocalar elinde olmuştur. Kemal’e tasavvuf kültürü  ve edebiyat zevki veren hocasının, Kars’da Vaizzade Mehmed Hamid Efendi olduğu bilinmektedir.
Kemal anne şefkatini anneannesi Mahdume Hamımdan görmüştür. Kars’da binicilik ve cirit gibi spor dallarıyla meşgul olmuştur. Çocukluğunun bütün bu görgü, bilgi ve duygu hareketleri arasında daha Kars’da iken şiir denemelerine başlayan Kemal’in bir deftere yazdığı divan tarzı manzumeleri ve bazı hicivleri İstanbul’a döndükten sonra yazdıklarıyla birlikte bir divan meydana getirmiştir.
Asıl adı Mehmet Kemal olan şaire Namık mahlasını Sofya’da iken tanıştığı şair Eşref Paşa vermiştir. Yine Sofya’da henüz on altı yaşındayken Niş kadısı Mustafa Ragıp Efendinin kızı Nesime Hanım ile evlendirilmiştir. Bu evlilikten 1864’de Feride adlı bir kızı,1867’de Ali Ekrem adlı bir oğlu olmuştur
İstanbul’da Hariciye Nezareti Tercüme Odası’nda katiplik vazifesi alan Kemal, burada on yıl kadar çalışmış, aynı on yıl içinde, iki sene kadar da İstanbul Emtia Gümrüğü tahrirat baş katibi, sonra müdürü olan, Divan Şairi Leskofçalı Galip Bey’in yanında muavin olarak vazife görmüştür. Yine bu on yıl içinde özel tahsile devam eden Namık Kemal, Arap ve Acem edebiyatı ile İslami ilimler sahasındaki bilgilerini genişletmiştir. Devrin Divan Şairleriyle tanışan ve bir divan şairi olarak ciddi şöhret kazanan Kemal, Encümen-i Şuara’ya katılarak bu encümendeki üstad şairlerin yanında haklı itibar  görmüştür.
                    Haftada bir toplanan encümen şairlerinin o hafta içinde hazırladıkları şiirleri ve nazireleri okuma vazifesi de Encümende, Namık Kemal’e verilmiştir. Namık Kemal’in divan üslubuyla söylediği bu devir şiirlerinde, bir çok meslektaşlarından ayrı hususiyet göstererek bu şiirleri yeni buluşlarla, yeni fikirler ve yeni hayallerle süslemesi burada ehemmiyetle kaydolunacak noktadır.
Namık Kemal’in memuriyet hayatına Tercüme Odası’nda başlaması, onun daha öncede Fransızca öğrenmiş olması ihtimalini düşündürür. Tercüme Odası’nda ise Fransızcasını ilerletmeye çalıştığı ve bütün hayatınca hürmetkarı olduğu bir hocadan burada Fransızca öğrendiği bilinir. Arapçası ve Acemcesi hayli kuvvetli olan Kemal’in  (iyi Arapça,acemce ve iyi Türkçe bilen bütün Tanzimatçılar gibi ) Fransızca’yı da iyi ve kolay öğrendiği tahmin edilebilir.
Namık Kemal’in sanat ve fikir hayatının asıl dönüm noktası, Şinasi ile tanıştığı ve Tasvir-i Efkar’da yazmaya başladığı zamandır. Daha Tercüme Odasında iken, devrin bazı yeni fikirli gençleriyle arkadaş olan Kemal, Şinasi’yi tanıdıktan sonra benliğinde Doğu tefekküründen Batı tefekkürüne doğru bir çekiliş duymuştur. 1865’te Şinasi’nin Paris’e gitmesi üzerine bu gazeteyi tek başına çıkartmaya devam etmiştir.Yazılarını ulusun gözünü açacak, istibdat idaresini yıkacak nitelikte yazmıştır. Halk dershanelerinin açılması, kızların okutulması, İstanbul’un yangınlardan kurtarılması ve Fransız diliyle öğrenim yapılan Tıp Fakültesinde artık Türkçe’ye dönülmesi gerektiği ve bilhassa Türk Dili Ve Edebiyatı hakkındaki makaleleri çok ses getirmiştir. Daha sonra hükümet,  siyasetine aykırı düşen gazetelerin bu yolda yazmalarını yasakladı ve bazılarını da kapattı.
Bu arada Namık Kemal Erzurum vali muavinliğine atandı. Namık Kemal bu göreve gitmeyerek, arkadaşı Ziya Paşa ile birlikte 18 Mayıs 1867’de Paris’e kaçtı. İkisinin de bu firarının sebebi Mısır Hidivliği işi yüzünden Bab-ı Ali ile arası açık olan Mustafa Fazıl Paşanın çağrısıdır. Onları, Avrupalıların Jön Türkler dedikleri, Yeni Osmanlılar Cemiyeti adına neşriyat yapmaya davet etmiştir. Ancak, Sultan Abdülaziz’in III. Napolyon’un daveti üzerine Paris’e gelmesi dolayısıyla, Fransa Hükümeti bu siyasi Türk mültecilerine Fransa’dan uzaklaşma tebliğinde bulununca Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi ile birlikte Londra’ya geçmiştir. Kısa bir zaman sonra Ali Suavi’nin idaresinde “Muhbir” isminde bir gazete çıkarmaya başlamışlardır.(31 Ağustos 1867) Fakat Ali Suavi ile anlaşamayınca bir yılı aşar bir süre sonra Namık Kemal 28 Haziran 1868’de Avrupa’da çıkarılan Türk gazetelerinin en kalitelisi olan “Hürriyet” gazetesinin idaresini eline almıştır. Namık Kemal Avrupa’da kaldığı yıllarda, Avrupa devletlerinin idari şekli, hukuki ve siyasi kurumları, iktisadi durumları gibi konularla ilgilenmiş; Paris’te hukukçu Emile Accolas’tan, Londra’da Fanton adlı bir İngilizden hukuk dersleri almıştır.
Namık Kemal başta Ali Suavi olmak üzere bazı ihtilalci arkadaşlarının hükümete karşı işi şahsiyete döken aşırı hücum ve tutumlarından rahatsız olunca 6 Eylül 1869’da Hürriyet gazetesinden ayrılmıştır. Fransız-Alman  harbi başladığı sırada zaptiye nazırı Hüsnü Paşanın çağrısı üzerine 1870’de İstanbul’a dönmüştür.
Mahmud Nedim Paşa’nın sadrazamlığı sırasında Avrupa’dan dönen Nuri, Reşat ve Ebuzziya Tevfik beylerle birlikte “İbret”gazetesini kiralamışlardır. Bu gazete ilk sayısını 13 Haziran 1872’de çıkarmıştır. Namık Kemal burada gazetecilik hayatının en güzel ve en kuvvetli yazılarını yazmıştır.”Garaz marazdır”adlı yazısı gazetenin uzun bir müddet kapatılmasına kendisinin de Gelibolu mutasarrıflığına atanmasına sebep olmuştur.
Namık Kemal Avrupa’dan döndükten sonra batı hayranlığına saplanmayıp, Türk-Osmanlı tarihinin en büyüklerine şuurla sarılarak millete o büyükleri ve o büyüklükleri tanıtmaya çalışmıştır. Aynı yıllarda halka vatan sevgisini, millet sevgisini, milli ahlak ve kahramanlık duygularını, daha canlı şekilde tanıtacak yeni bir vasıta bulmuştur: Tiyatro. Kemal’in Gelibolu’da yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistre isimli tiyatro eseri 1 Nisan 1873 akşamı İstanbul Gedikpaşa tiyatrosunda sahneye kondu. Bu piyes Türk sahnesi için büyük bir hadise olmuştur. Fakat bu eserin halkı aşırı derecede heyecanlandırması, coşturması sonucu meydana gelen olaylar Namık Kemal’in tutuklanarak Magosa’ya sürülmesine sebep olmuştur.(6 Nisan 1873)
Kemal ilk önce topçular kışlasının bir zindan odasına konulmuş daha sonra Veys Paşa’nın gösterdiği anlayışla, bir sürgün için oldukça rahat bir yer sayılacak pencereli ve teraslı bir daireye nakledilmiştir. Namık Kemal, Magosa’da me’yus olmamış aksine Vatan piyesinin gördüğü manevi mükafattan aldığı hızla burada yeni tiyatro eserleri, tarihi eserler, bir roman, bir takım edebi eserler, tenkitler ve bol miktarda mektuplar yazmıştır. Bu eserler incelendiği zaman Kemal’in Magosa’da çok elverişli hatta rahat bir hayat sürdüğü neticesine varılmaktadır.
Namık Kemal 38 ay Magosa’da kaldıktan sonra Sultan Beşinci Murat’ın tahta geçmesiyle diğer sürgünlerle birlikte affedilerek 20 Haziran  1876’da İstanbul’a dönmüştür. Sultan İkinci Abdülhamit tarafından iltifat görmüş, Şura-yı Devlet üyeliğine getirilmiş ve Kanun-i Esasi’yi hazırlayan kurulda görevlendirilmiştir. Fakat İkinci Abdülhamit’in gerçek yüzünün ortaya çıkmasıyla hürriyetperverlerin hepsi bir tarafa atılmıştır. Namık Kemal de felaketle neticelenen Rus Harbinin ilanından sonra padişahın aleyhinde bulunduğu yolundaki bir ihbarla tevkif edilmiş ve umumi bir hapishaneye sevk edilmiştir. Beş ay sonra beraat etmesine rağmen İstanbul’da bırakılmayarak önce mecburi ikamete sonra da mutasarrıf olarak Midilli adasına gönderildi. Burada ve daha sonra naklen tayin edildiği Rodos ve Sakız Mutasarrıflıklarında iyi bir idare adamı olarak çalışmış, 2 Aralık 1888’de Sakız adasında yakalandığı Zatürre hastalığı neticesinde ölmüştür.
Kemal Osmanlı hanedanından Rumeli Fatihi Süleyman Paşa’nın hayranı idi. Öldükten sonra onun Bolayır’daki türbesi yanına gömülmek isterdi. Bu arzusunu unutmayan Ebuzziya Tevfik, naaşını hükümdardan izin alarak Sakız’dan Bolayır’a getirtti. Namık Kemal’in Bolayır’da, Süleyman Paşa Türbesi yanındaki kabrine, planı şair Tevfik Fikret tarafından çizilen küçük ama güzel bir türbe yine, Sultan Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır.


Namık Kemal, Balayır sırtlarında yalnız Marmara’nın mavi dalgalarına ve Çanakkale Boğazının seyyal hareli akıntılarına değil, ebedi bir şerefe ve milletin ebediyen devam edecek şükranına bakıyor.

NAMIK KEMAL’İN EDEBİ ŞAHSİYETİ, SANATI VE FİKİRLERİ

Türk edebiyatı tarihinde din dışı edebiyat sanatını bir ideal uğrunda kullanarak bütün fikri, edebi hamlelerini içtimai fayda için yapan ilk büyük şair ve muharrir Namık Kemal’dir.
Kemal Sofya’da iken bu havalinin ünlü saz şairleriyle tanışmış; yine Sofya’da ve İstanbul’da devrin büyük Divan şairlerinden iltifatlar almıştır. Fakat bunların hiç birisi Namık Kemal’i kendi saflarına çekerek eski şiirin, içtimai dertleri çok kısa söyleyen, klasik çerçeveleri içinde bırakmaya muvaffak olamamıştır.
Dedesinin, Sofya halkından aldığı bir vergiye şiddetle itiraz ederek, henüz çocuk olmasına rağmen halkın hakkını müdafaa eden Kemal, Divan şiirinin beyit mimarisiyle oyalanacak bir devirde değildi.
Namık Kemal’in çok kuvvetli bir hafızası vardı. Nefi Divanı’nı ezberlemiş, Divan şairleri içinde, en çok, bu yayla adamının erkek sesini beğenmişti. Devlete gördükleri hizmete karşı, dedelerinden, Topal Osman Paşa’yı asan,  Şemseddin Bey’i servetsiz bırakan son devir hükümdarlarına daha çocukken küsmüştü. Bunlar, onun bir halk müdafaacısı olarak yetişmesini hazırlayan sebeplerdi. Bunun içindir ki Şinasi-Ziya Paşa- Namık Kemal Mektebi’nin cemiyetçi ve inkılapçı vasıfları, en çok Namık Kemal’in sanatında toplandı.
Söyleyiş kudreti devrin bütün şairlerinden üstün olduğu halde, Namık Kemal, ideali uğrunda bile yalnız şiir söylemeyi kafî bulmadı. Ona göre Fransız şiirinin en gür sesli şairi Victor Hugo bile, bu memleketin siyasetçi ve içtimaiyatçı nesirleri kadar, memleketine faydalı olmuş sayılamazdı.
Kemal’in şiir lisanı, Nefi ve Nabi mekteplerinin tesiri, tekamülü ve birleşmesi ile kuvvetli; his hayal, fikir ahenk ve kültür bakımından zengin bir telkin lisanıdır. Onun daha divan tarzı şiirlerinde bu çoşkun ve inandırıcı uslub, hürriyet fikirleri ve vatan sevgisi heyecanlarıyla beslenen yeni şiirlerine hafızalardan silinmeyen bir yaşama gücü kazandırmıştır.
Kemal, şiirlerinde olduğu gibi nesirde de üslupçudur. Bu üslup, fikrin hiddet ve heyecanla birleşmesinden doğan bir söyleyiştir ve yazmaktan çok insan topluluklarına işittirmek için ayarlanmış bir hitabet lisanı çehresindedir. Hiddet-i Lisan, Şiddet-i Lisan ve Hiddet-i ifade gibi tabirlerle ifade edilmiştir. Lisanındaki bu şiddetin bizzat Namık Kemal de farkında idi. En hafif örneği Ebuzziya Tevfik Bey’e 22 ağustos1874’de yazdığı bir mektupta, “Sen, bu günlerde kalem yerine yılan dişi mi kullanıyorsun, nedir?”cümlesidir.



VATAN FİKRİ;

Namık Kemal’de vatan fikri, çağdaş Fransız ve Alman vatancılarının vatan anlayışlarının tesiri altındadır.Ancak Namık Kemal’in vatancılığı, adapte bir vatancılık değildir. Kemal, Batıdan aldığı fikirlerle Türk ruhunda ve Türk edebiyatında esasen mevcut olan vatan sevgisini bütünleyen ve harekete geçiren muharrirdir. Namık Kemal’e göre vatan, sadece üzerinde doğulan ve yaşanılan bir yer değildir: Vatan, kendi çocukları olan insanlar arasında dil birliği, menfaat birliği, fikir ve sevgi kardeşliği yaratan ,mukaddes bir topraktır ki her taşı için bir can verilmiş; her avuç toprağı için bir can verilmiş; her avuç toprağı bir ecdat vücudundan yadigar kalmıştır. Ona göre; Osmanlı vatanını kurtarmak ve feda olurcasına savunmak, İslam vatanını ise bir ülkü olarak gönülde yaşatmak gerekir.
Türk diline ilk defa Şinasi tarafından getirilen;
Milletim nev’-i beşerdir, vatanım rûy-i zemin fikrine, yine Türkiye’de ilk itiraz Namık Kemal’den gelmiştir. Kemal, bir tek vatanda bile birbiriyle savaş halinde bulunan fertler ve zümreler mevcut oldukça tek bir dünya düşüncesinin hakikatle hiçbir alakası olamayacağı fikrindedir.
Vatan sevgisi, her sevginin üstündedir: Vatan havasını teneffüsle başlayan hayat; bakışların vatan güzelliklerine çevrilmesiyle başlayan görmek saadeti hep vatanda başlar. Her köşesinde bir ecdat hatırası bulunan bu mukaddes toprak, aynı zamanda evlatlarının başkalarına boyun eğmeksizin yaşadıkları ve yaşayacakları yer olduğu için de sevilir. Vatan o aziz topraktır ki onun saadetini yaşayarak göremeyecek olanlar dahi bu saadeti ister ve bu uğurda can verirler.

MİLLİYET FİKRİ;

Namım Kemal’in milliyetçiliği hayli yanlış anlaşıldığı gibi, mutlak bir İslam ve Osmanlı milliyetçiliği değildir. Onun yazılarının iç alemine nüfuz edince, dıştan bir Osmanlı milliyetçiliği gibi görünen bu heyecanın ruhunda bir Türk milliyetçiliği bulunduğu hemen ortaya çıkar. Kemal’in eserlerinde Osmanlı adını çok kullanmasına rağmen her fırsatta da Türk adını kullanması, Türk’ün ve Türklüğün büyüklüğünden söz etmesi asla gözden kaçacak mahiyette değildir. Onun Türkçülüğü Türkiye hudutları arasında kalmamış; şair Türkiye dışındaki Türkleri de her zaman düşünmüştür.

HÜRRİYET FİKİRLERİ;

Namık Kemal’in ruhunda çocukluğundan beri mevcut olan hak ve hürriyet duygusu, bilhassa XVIII. yüzyıl Fransız fikir hareketlerinin ve Fransız ihtilalinin neşrettiği fikirlerle bütünlenmiş ve bir ideal derecesine varmıştır.
Kemal, Batı dünyasında gerçekleştiğine inanılan insan hak ve hürriyetlerini kendi vatanında da görmek istemiştir.

Bu hak ve hürriyet davası, onun millet ruhuna işleyen imanlarından olmuştur. Kemal, hürriyet mevzusunda, ancak kendinden sonrakilere bu imanı ve bu fikri hazırlamış olmak bakımından mühim vazife görmüştür.
Namık Kemal, Osmanlı tarihi’nin ve bu hükümdar ailesinin hayranları arasında bulunduğu halde, gönül verdiği hürriyet fikrini Cumhuriyet şekline kadar götürmekte bir sakınca görmemiştir. Kemal hürriyet duygusuyla öylesine coşkundur ki hürriyet, meşrutiyet hatta cumhuriyet rejimlerinin o devir Türkiyesi bakımından akla gelebilecek mahzurlarını, muhtelif makalelerinde müzakere ve münakaşa ettiği halde yine neticeye çabuk varmak fikrinden hiç olmazsa bu fikirleri sert ve erken söylemekten kendini alamamıştır.

AİLE AHLAKI;

Namık Kemal’in üzerinde ısrarla durduğu bir mevzu da aile ahlakıdır. Kemal, İbret’de neşrettiği Aile makalesinden başlayarak, fırsat düştükçe bu mevzua temas etmiş; İntibah romanını, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Karabela tiyatrolarını da ya bu mevzuun mihverinde yahut bu mevzua çok kısa temaslar halinde yazmıştır. Asil ve temiz bir aile müessesesinin milli ve içtimai yükselişteki lüzumuna inanan Kemal, Türk ailesindeki eski ve yeni sarsıntıları belirtmiş, bunların zararlarını göstermiş ve yurdunu bir aile buhranından korumaya çalışmıştır. Aile sarsıntılarının maddi ve manevi sebeplerini gösteren, aile ahlakı, kadın ve aile namusu, aile terbiyesi üzerinde ısrarla ve hassasiyetle duran Kemal, bunları dikkate değer fikirler ve görüşlerle süslemiş; aileyi yine coşkun cümlelerle müdafaa etmiştir.

MİLLİ LİSAN ANLAYIŞI;

Halka halk diliyle hitab etmeyi gaye edinen Şinasi-Ziya Paşa- Namık Kemal Mektebi şair ve muharrirleri içinde, bu gayeyi  geniş ölçüde gerçekleştiren yazar, Namık Kemal’dir.
Kemal, bilhassa halk için yazdığı tiyatrolarında sade ve tabii bir konuşma dili kullanmıştır. Türkiye’de yeni bir sahne lisanının kurulmasında büyük rolü vardır. Ayrıca, romanlarının, makalelerinin bir çok parçalarını mümkün olduğu kadar halkın anlayacağı bir dille yazmıştır. Bazı tenkitlerinde ve hususi mektuplarında da yer yer devrinin en temiz ve en tabii sade Türkçesi vardır. Namık Kemal, yaşadığı devrin şuurlu ve hararetli bir dil milliyetçisidir.

NAMIK KEMAL VE ŞİİRLERİ

Namık  Kemal, en gür sesli vatan şairimizdir. Edebiyatımızın hemen her türünde eserler vermiştir. Eserlerinde genellikle toplumsal konuları; vatan, millet, hürriyet kavramlarını işlemiştir. Namık Kemal’in şiirleri Divan’ında yer alır.

Bu şiirleri biçim ve öz bakımından  üç kümede toplamak mümkündür.
1)      Biçim ve öz (muhteva) bakımından eski (Divan tarzı) şiirleri
2)      Biçimde eski, muhtevada yeni olan şiirleri
3)      Biçim ve muhtevası yeni olan şiirler
Birinci küme şiirlerinde, divan tarzının bütün mazmun ve temalarını kullanmış rindane ve aşıkhane bir yol tutturmuştur. Bunlarda tasavvuf kavramları ile oynamayı çok sever. Ama Namık Kemal, gerçek tasavvufun sözüne girecek yapıda mistik bir insan değildir. Hayat ve dünya ile çok ilgilidir. Şu halde tasavvuf, onun için bir mazmun kaynağı olmaktan ileri gitmemiştir.
Bu ilk şiirleri de   Leskofçalı Galib’den başka, Naili, Fehim ve bilhassa Nefi’nin etkileri görülmektedir. Kemal, Nefi’deki gür ve erkekçe pervasız söyleyişe hayrandır. Kendi “meydan adamı” tabiatına uygun gelen bu Nefi edası, sonra yazdığı vatani şiirlerinde daha fazla görülecektir.
Namık Kemal fikirce geliştikçe kendisinin de mensup olduğu ve çok sevdiği bu divan tarzını yıkmaya çalışır. Divan şiirini iyi tanıdığı için onun nasıl yıkılabileceğini yani zayıf taraflarını da çok iyi bilmektedir. Bu yüzden biçiminden ziyade muhtevasına hücum eder. Zaten vatani şiirlerinde asıl yaptığı şey de biçim değil muhteva değişikliğidir.
İkinci küme şiirlerinde Namık Kemal, eski tasavvuf motiflerinin  ve aşıkhane edalarının yerine vatan, millet, hürriyet, ümit, istiklal, mücadele gibi yeni kavramları yerleştirir. Şiirini, kendi deyişiyle: ”Hazret-i Millet”in emrine verir. Bu şiirlerde gazel, kaside, murabba, kıta gibi eski nazım şekilleriyle yazılmıştır. Fakat, temaları yepyenidir. Mecazlar ya Fransız şiirinden alınmış ya da kendi buluşlarıdır. Eski şiir mazmunlarının büyük bir kısmını atmıştır.
Namık Kemal,çok kuvvetli ve şahsi olan bu şiirlerinde bir ”toplum mistisizmi” yapmış gibidir. Eski şairlerin zıddına, iktidara karşı cephe almıştır. Sırtını millete dayamış, onun dertlerini haykırmış ve ona yol göstermiştir. Bu şiirlerinde millete, uğrunda ölünebilecek yepyeni değerler göstermektedir. Bunlar; hürriyet, vatan, fazilet, halka hizmet, vb.dir.Vatan ve Hürriyet Kasidesi, Lazımsa, Rağmına gazelleri ve murabbaları bu tür şiirlerinin en güzelleridir.
Üçüncü küme şiirlerini, Abdülhak Hamit’in yaptığı yeniliklerden sonra ve onu teşvik için yazmıştır. Bunlar biçimde yeni oldukları gibi (kuralsız nazım şekli ile yazılmışlardır) muhtevada da ikinci küme şiirlerine benzerler. Mecazlar biraz daha Avrupai olmuş, temalar ise değişmemiştir. Hilal-i Osmani bu çeşit şiirlerinin en güzelleridir.
Namık Kemal’in asıl şiirleri aruz vezni ile yazılmıştır.Hece ile olan şiirleri sayılıdır. Ahmet Cevdet ve Ziya Paşa’dan sonra Namık Kemal de hecenin (parmak hesabı) ”bizim asıl veznimiz” olduğunu söylemiştir. Ama o vezinde “aheng-i letafet”i az bulmaktadır. Buna rağmen Abdülhak Hamit’e “Bir kere de tabiatını bizim parmak hesabı ile yazmaya sevk et. Bak ne güzel oluyor.” diye öğüt vermekten kendini alamamıştır.


Kemal’in şiir hakkındaki görüşleri pek düzenli ve sistemli değildir.Ama biçim ve muhtevanın birbirine uygun olması gerektiğini söylemekte isabet etmiştir. Ona göre:
“Şehirler yıkılır, fakat beyt-i metin dünya durdukça yaşar. Sözün yaşaması hem mana, hem şekil bakımından güzel olmasına bağlıdır. İyi ifade edilemeyen bir fikir mahfazasız cevhere benzer. Ya kaybolur, ya çalınır.”

NAMIK KEMAL VE NESİRLERİ

Hürriyet Kasidesi, Vatan Türküsü, Vaveyla gibi şiirlerindeki heybetli lisan ve kompozisyon istisna edilirse, Namık Kemal’in nesri, nazmından daha üstün meziyetlere sahiptir. Kemal şairlikten ziyade nasirlikle meşhurdur. Bütün zamanında ve zamanından çok sonralarda da hemen herkes müttefikti ki en büyük edip Namık Kemal’dir. Kuvvetli bir üslupçu olan Namık Kemal’in hemen bütün eserlerinde bu canlı üslup hakimdir. Sağlam bir dil, hareketli, bilgili, fikir, hafıza ve heyecan cümleleri; zengin bir tekrir sanatı, bir matematik davası ispat ediyormuşçasına  sıralanmış, mantıklı ve inandırıcı bir üslup; yazılmak için değil de haykırılmak içinmiş gibi seslendirilen bir lisan, bu nesrin ayırıcı vasıfları arasındadır.Onun sade bir dille yazılmış tiyatrolarında vatan ve askerlik gibi makalelerinde hatta romanlarında yer yer bu kuvvetli telkinkar üslubun şahlandığı görülür.
Namık Kemal’in nesrini de ikiye ayırabiliriz. Birinci kısmı fazla tasvircidir, fazla romantiktir, fazla ağdalıdır: Rûya, Gelibolu ve Midilli mensureleri, Celaleddindeki haşmetli mukalemeler, Cezmi’deki bir çok sayfalar gibi. İkinci kısım yazıları ise fazla gösterişe lüzum hissettirmeyen, samimiyetle yazılmış olanlardır. Bütün makalelerini bu kısımda gösterebiliriz. Hasta Adam, Şark Meselesi, Prusya Politikası, Avrupa Şark’ı Bilmez gibi harici siyasete; İmtizac-ı Akvam, Vekar-ı Memurin, Vefa-yı Ahd, Ahval-i Maliye gibi dahili siyasete; İstikbal, İbret, Terakki gibi içtimaiyata ait sayısız makalelerin edebi kıymetleri bugünde aynıdır. Kemal’in kalemindeki yüksekliği asıl bu makaleler ile ölçülür. Namık Kemal’in nesrini ve bu nesrin kıymetini en iyi ifade eden cümleler Yahya Kemal’in bir röportaj vesilesiyle söylediği şu cümlelerdir:”Namık Kemal, Türkçe nesri gür sesiyle ve kudretli nefesiyle bir hamlede diriltti; kuru yazı halinden çıkarttı. Revan bir vadiye döktü; zamanının okuryazarlarına günü gününe hararetle okuttu.  Dalgalı bir Namık Kemal cümlesi yarattı.”
Namık Kemal’in edebiyatımızda bir hamle ve bir inkılap olan nesri tabii ve sade bir nesirdir.

NAMIK KEMAL VE TİYATRO

Namık Kemal’in denilebilir ki, en sevdiği edebiyat kolu tiyatrodur. Daha Paris’te iken, babasına yazdığı mektuplarda tiyatro sevgisini açıkça belirten Kemal, fırsat buldukça gerek mektuplarında gerek makalelerinde ve bilhassa tiyatro başlıklı makalesiyle Mukaddime-i Celal’de tiyatroya ufak veya büyük mühim yer ayırmıştır.
O kadar ki Mukaddime-i Celal’in tam 27 sayfası tiyatroya ayrılmıştır.
“Bir milletin güzel söyleyiş kudreti edebiyatında, edebiyatın da en canlı ifadesi tiyatrosunda belli olur.”
“Tiyatro meram anlatmada hem göze hem kulağa hitap ettiği için tesirini iki vasıta ile birden icra eder.”
“Tiyatro eğlencelidir. Fakat, eğlencelerin en faydalısıdır.”
“Tiyatro aşka benzer. İnsanı hazin hazin ağlatır. Fakat verdiği şiddetli tesirlerde bir başka lezzet bulunur”
“Batı memleketlerinde tiyatro edebiyat nevilerinin hepsinden üstün sayılır.”
Namık Kemal’in tiyatroyla ilgili yazdıklarından seçip, bazılarını kısaltarak sadeleştirilen bu cümleler, onun tiyatro hakkında söylediği çok hararetli sözlerin onda biri değildir. Fakat bu cümleler bile onun tiyatroya verdiği kıymeti ve önemi tanıtmaya yeterlidir.
Namık Kemal’in tiyatroyu niçin romandan hatta şiirden üstün tuttuğunu anlamak güç değildir. Kemal, tiyatronun Batı kültüründe oynadığı rolü yakından görmüş, kendisi de milletini, vatan sevgisiyle şahlandırmak yolunda tiyatrodan faydalanmıştır.
Namık Kemal’in beş tanesi sahnede oynanmak için yazılmış, bir tanesi de sadece okunmak üzere yazılmış altı tiyatro eseri vardır. Ulusun bozuk moralini düzeltmek amacıyla yazılan  “Vatan Yahut Silistre”(1873)’den sonra sevmedikleri ile zorla evlendirilenlerin bahtsızlığını “Zavallı Çocuk”(1873), en kahraman bir kocaya bile ihanet edebilen bir kadının dramını “Akif Bey”(1874), zalim bir sancak beyine karşı halkın isyanını “Gülnihal”(1875), önsözünde tiyatro görüşünü yansıtan konusunu Harzemşah döneminden alan ”Celaleddin Harzemşah”(1885), Hindistan’da Babürler zamanında geçen bir olayı anlatan “Karabela” en tanınmış oyunlarıdır. Karabela Kemal’in en son ve en zayıf piyesidir. Yer yer amiyane sözlerle, lüzumsuz ve manasız konuşmalarla yürütülmüş bu eser kendisine yakışmayacak kadar kötüdür. Bu eseri Magosa’da zindan buhranları, sıtma nöbetleri içinde maddi ve manevi bakımdan zayıf düştüğü sıralarda yazdığı düşünülmektedir. Eski harflerle ilk basım 1873’te, son basımıda 1909’da yapılmıştır.
Namık Kemal’in piyesleri aydınlar arasında da büyük rağbet görerek Türkiye’de tiyatronun büyük ilgi görmesini sağlamıştır.

NAMIK KEMAL VE ROMANLARI

Avrupai Türk romanının ilk eserleri Namık Kemal tarafından yazılmış değildir. Roman, Namık Kemal’in en son başvurduğu edebiyat türüdür. Ondan önce Ahmet Mithat Efendi  ve Şemseddin Sami Bey de Batı usulünde ve halk için hikaye ve roman yazmışlardı.

    
Namık Kemal, İntibah ve Cezmi adlarında iki roman yazmıştır. Roman için çeşitli yazılarında ileri sürdüğü fikirler özetle şunlardır:
“Roman, baştan geçmemiş olsa bile geçmesi mümkün olan bir vakayı, ahlak, âdet ve duygulara ve her türlü ihtimallere göre genişleterek yazmaktır…Roman yazmakta bir vazife daha vardır: o da sırf hitap ettiği kimseyi ıslah etmek ve eğlendirmek için, yerli yersiz, akla ağza ne gelirse söylemek yolunu bırakarak, insan tabiatını tahlile çalışmaktır. Bizde roman yok denecek kadar azdır. Dilimizde lezzetle okunacak belki üç hikaye bulunmaz. Batı dillerinden aldığımız romanların çoğu ise fena çevrilmiştir.”
Hem kendi mizacı, hem yeniden kurmak istediği edebiyatın amaçlarını hem de Fransız edebiyatında okuduğu eserlerin (en çok Victor Hugo) tesiriyle Kemal, roman ve piyeslerinde Romantik akıma bağlı olmuştur. Dolayısıyla: kahramanlarının his ve hareketlerini aşırı mübalağa ile anlatmak; onları iyilik veya kötülükçe dünyada az rastlanır varlıklar gibi göstermek; kimisini yerden yere vurmak; kahramanlarını görülmemiş çevrelerde yaşatmak ve bu çevreleri adeta olaydan koparılmış parçalar halinde çok süslü kelimelerle tasvir etmek; olayın içine hayatta nadir rastlanır özel vakalar katmak; kendi duygu ve düşüncelerini asla gizlemeye lüzum görmeksizin, okuyucuya ahlaki, milli görgü ve zevkle ilgili telkinlerde bulunmak…vb. gibi romantik özelliklere çok sık rastlanmaktadır.
Bununla birlikte Kemal, olaylarda gerçeğe uygunluk, kişileri rastlanabilir kişiler arasından seçmek vb. iddiaları hiç bir zaman elden bırakmamıştır…Bu sonuncu görüşlerini bilhassa İntibah romanında uygulamaya çalışmıştır.
İntibah, edebiyatımızın ilk romanlarından biri olduğu halde, hayli başarılı bir eserdir. Kendisi İntibah için şunları söylüyor:
“Bendeniz de Son Pişmanlık unvanıyla bir hikaye (roman) yazmış ve Maarif tarafından namı İntibah’a çevrildikten sonra neşrine muvaffak olabilmiştim. Hikaye, dilimizin o yola olan istidadını tecrübe yolunda tertib olunmuştu. Mevzuu gayet sade tuttuğum halde yine de istidat azlığından dolayı, gönlümün istediği dereceye götüremedim.”
Gerçekten, İntibah’ın konusu oldukça  sade fakat vakalar karışıktır. Burada (öbür eserlerinin zıddına) ne kahramanlık, ne yurtseverlik, ne de hürriyet teması işlenmiştir. Böyle olmakla beraber eserde romantik taraflar yine de çoktur. Bazı roman kişilerini çok sevdiği bazılarını yerden yere vurduğu ve aşırı tesadüflere yer verdiği görülür.Eserde açık öğütler, ahlak telkinleri vardır.
Bu ise olağandır. Çünkü Kemal.her türdeki eserlerinde olduğu gibi romanlarında da cemiyeti ıslah, fertleri eğitme ve halka yüksek gayeler telkin etmek ister. İntibah önsözünde, bu terbiyeci amaçlarını açıkça ifade etmektedir:
“Zamanımızda hikayeler (roman) mi halka hizmet edecek? diye soruluyor.Evet, onlar hizmet edecek.. İnsan öyle kuru kuruya mev’ize dinlemekle yetinmiyor; eğlenerek istifade etmek istiyor…İnsan eğlencesinde de faide görerek bir takım nasihatler bulursa zarar mı etmiş olur?”
Bu romanında Kemal çağının bir yarasına neşter vurmak istemiştir. İntibah’ta kişi çevre tasvirleri ile ruh tahlilleri, Kemal’in başka eserlerine göre çok kuvvetli ve zamanımıza göre hayli başarılıdır. Ayrıca realist romancılar gibi çevrenin ve eğitimin insan ruhu üstüne etkilerini işlemiştir.

İntibah, dil ve üslup bakımından, hele söyleşmelerde oldukça sadedir. Görülen bu özellikleri ile İntibah, romantik ve realist akımların etkileri altında yazılmış hissini vermektedir.
Cezmi romanı ise Namık Kemal’in son eserlerindendir. İki cilt olarak düşünüldüğü halde tek cildi yazılıp bırakılmıştır. Cezmi, bir tarihi romandır ve herhalde Namık Kemal’in Osmanlı tarihi ile uğraşmaları sırasında yazılmıştır. Cezmi’de İslam birliği ülküsü heyecanlı bir üslupla ele alınmıştır.
İntibah’ın yarı realist bir töre romanı olmasına karşılık, Cezmi, tam anlamıyla bir romantiktir. Konusu tarihin şanlı yapraklarından alınmıştır ve Cezmi tipine Türk kahraman portresinin tüm vasıfları yerleştirilmiştir. Nitekim, Cezmi, (tıpkı Köroğlu gibi) şairdir, yiğittir, iyi binici ve cesurdur, cirit oyununda usta, din ve vatan yolunda gayretlidir. Öbür kişiler de iyi veya kötü olarak mübağalalı bir şekilde anlatılmışlardır.

NAMIK KEMAL VE TENKİDLERİ

Namık Kemal, doğudan batıya geçiş devrinin yarattığı boşluklar içinde; sistemli bir tahsil göremeden yetişmiştir. Onun, bazı hırslı ve ölçüsüz hareketlerinde bunun da bir tesiri aranabilir. Buna rağmen Namık Kemal, denilebilir ki devrinin en bilgili edibidir. Gerek şark dillerini ve şark kültürünü; gerek kendi zamanı için ileri sayılabilecek Batı kültürünü; büyük zekası, hafızası, dikkati ve alakasıyla elde etmiş bulunuyordu. Bu kültürün sıfatı, tabiatiyle bir genel kültürdü. Kemal, işte bu kültürle söyleyecek sözü olanların başında geliyordu. Aynı sebeple, Tanzimat devrinde, gerek muarızlarına karşı yeni edebiyatı müdafaa yolunda; gerek eski edebiyat üzerinde yürütülen, gelişi güzel fikirler hakkında bu devrin en şiddetli ve selahiyetli tenkidlerini, yine Namık Kemal yapmıştır.
22 yaşında Tasvir-i Efkar’da yazı yazarken tenkitçiliğe başlayan Kemal, ölünceye kadar da devam etmiştir. Bazen bir müstehzi, bazen bir hicviyeci; icabında nazik bir mürşit, lüzumunda amansız bir gülle; arkadaşlarına mektuplarında samimi bir laubalilikle, gençlere ikazlarında üstadane bir eda ile, eskilere hitaplarında mızraklı bir süvari gibi daima her çeşit tenkid yaptı.
Hemen bütün yazılarına fikri, edebi veya içtimai bir tenkid havası içinde yazan Namık Kemal’in edebi tenkidleri birkaç türlüdür. Bunların bir kısmı,şairin  1866’da Tasvir-i Efkar’a yazdığı Edebiyat Hakkında Bazı Mülahazat yazısı gibi, onun edebiyat görüşlerini, dile dair fikirlerini, edebiyatın milli bağları kuvvetlendirme yolundaki hizmetlerini belirten makalesi ile, bir çok mektuplarında öne sürdüğü edebi bilgi, fikir, görüş ve tenkid ikazlarıdır. Diğer bir kısmı şairin bazı eserlerinin ön sözlerinde aynı mevzulardaki bilgi, fikir ve görüşlerini dile getirdiği eski ve yeni edebiyata dair fikirlerini belirtmek için yazdığı yazılardır. Şair bir kısım tenkidlerini de mektup şeklinde veya müstakil risaleler halinde yazmıştır. İrfan Paşa Mektubu, Tahrib-i Harabat, Mukaddime-i Celal, Bahar-ı Daniş Mukaddimesi, Meprizan Muahazenamesi ve Renan Müdafaanamesi Kemal tarafından kaleme alınmış tenkid risale ve yazılarıdır.


NAMIK KEMAL’İN MEKTUPLARI

Namık Kemal, İstanbul’da, Avrupa’da, bilhassa Magosa’da, Midilli, Rodos ve Sakız’da iken, üstadlarına, dostlarına, babasına, çocuklarına, bazı mühim şahsiyetlere, akrabasına, bu arada tanıdığı tanımadığı bir çok genç istidadlara, çok sayıda mektuplar yazmıştır.
Bu mektuplar, zaman zaman, bir gazete neşriyatı kadar tesirli ve devamlıdır. Kemal’in çok hususi mektup yazma zevki ve alışkanlığı vardır. Aynı mektuplar, Namık Kemal’in kendi hayatı ve şahsiyeti kadar, devrinin fikri; siyasi ve edebi hayatını da kuvvetle aydınlatan vesikalardır. Mektupların büyük bir kısmı elde olmakla beraber diğer büyük bir kısmı da Kemal’den mektup alan fakat bu mektupları saklamayı tehlikeli bulan kimseler tarafından yakılmak suretiyle ziyan edilmiştir.
Namık Kemal’in bir kısım mektuplarında, mesela kızı Feride’ye yazdığı mektuplarda çok samimi ve sade bir ev ve aile dili, bir konuşma lisanı vardır. Şahsi değerlerine saygı duyduğu kimselere yazdıklarında ise ciddi bir şekilde hürmetkar, bazen resmi bir ifade görülür. Babasına yazdıklarında ise, bir arkadaşına yazıyormuş gibi, o devrin babaya hitap terbiyesine uymayan bir eda dikkati çeker. Babasının ona yazdığı mektuplar da biraz bu üsluba yol açacak mahiyettedir.
Kısaca Namık Kemal’in mektupları onun maddi, manevi bütün hususiyetlerini, metanet, izzet-i nefs, hiddet, şiddet tabiatlarını, kimlere karşı ne zaman yumuşak sözlerle hitap ettiğini, ruh buhranlarını, umumi psikolojisini, umumi kültür ve tefekkürünü kuvvetle aksettiren çok mühim vesikalardır.
Bu mektuplar, öteden beri muhtelif vesilelerle neşredilmişlerse de bu neşirlerin hiç biri tam, ciddi ve metodik neşirler değildir ve Kemal’in bütün mektuplarını bir araya getirememişlerdir.
Bu sebeple, 30 seneye yakın, sistemli bir çalışma ile Namık Kemal’in, elde edilen bütün mektuplarını, tenkildi,izahlı ve kronolojik bir şekilde bir araya getirerek ilim ve edebiyat hayatımıza kazandıran  Fevziye Abdullah Tansel’in büyük hizmeti olmuştur. Türk Tarih kurumu tarafından neşrolunan Namık Kemal’in mektupları, 4 cilt tutarında ve çok kıymetli bir eserdir. Şimdiye kadar 2 cildi intişar eden Namık Kemal’in mektupları hakkında tam ve etraflı bilgiler, yine bu kitapların ön sözlerinde ve içerisindedir. Prof. Dr. Ömer Faruk Akün, Tansel’in bu neşrinin ilmi bir tenkidi olarak “Namık Kemal’in Mektupları” adlı bir kitap yayınlamış ve Tansel’in kitabındaki hataları ortaya koymuştur.

NAMIK KEMAL’İN GAZETECİLİK HAYATI;

Namık Kemal, gazetecilikteki çıraklık devrini Şinasi’nin Tasvir-i Efkar’ında geçirdi.1864’te Şinasi Paris’e gidince gazete Kemal’e kaldı.Üç sene sonra 1867’de Ali Paşa “Kararname-i Ali” denen meşhur kararı çıkarttı. Hükümet aleyhine neşriyat yapan gazete hücumlarının önüne bu kararname ile geçilecekti. O sıralarda gazetecilik yapmanın neticesi kalelere ve zindanlara çıkıyordu. Bu kararname neticesinde başta Namık Kemal ve Ziya Paşa olmak üzere hürriyetperver gençler Avrupa’ya kaçtılar.
Ve Londra’da ”Genç Osmanlılar Cemiyeti” adına “Hürriyet” gazetesini çıkardılar. Gazete haftalık çıkartılıyordu. Tahsisatını Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa veriyordu. Kemal Hürriyet gazetesinde bir sene çalıştı. Fazıl Paşa Bab-ı Ali ile uzlaşıp İstanbul’a dönünce Genç Osmanlılara verdiği tahsisatı kesmişti. 1870 şubatına kadar Londra’da çıkan gazete 1870 nisanından itibaren Cenevre’de neşredilmeye başlandı. Fakat, ancak 3 ay devam edebildi.
1870’te İstanbul’a dönen Namık Kemal iki sene kadar “Diyojen” adındaki mizah gazetesine imzasız olarak yazılar yazmıştır. Daha sonra ise iki arkadaşıyla birleşerek 1872 haziranında “İbret” adındaki gazeteyi çıkarmaya başladılar. Kemal, gazetenin baş muharririydi.asıl çoşkun ve ateşli gazetecilik hayatı burada geçmiştir. Her yazısı bir bomba hareketi yaratmıştır. O sıralarda Sadaret mevkiinde bulunan Mahmud Nedim Paşa’ya karşı yaman bir hücuma geçmesi, bir aylık hayatı olan İbret’in 4 ay süreyle kapatılmasına ve muharrirlerinin de her birinin ayrı yerlere memur tayin edilmesine sebep olmuştur. Namık Kemal’de Gelibolu mutasarraflığına tayin edilmişti. Mithat Paşa’nın sadrazamlığı ile birlikte tekrar İbret’in başına dönen Kemal’in yine her yazısı hadise olunca hükümet gazeteyi kat’i olarak kapattı ve “Vatan Piyasi” hadisesi üzerine Kemal Magosa’ya sürüldü.
Namık Kemal’in ününü sağlamlaştıran makaleleri olmuştur.Tasvir-i Efkar, Hürriyet, Muhbir, Basiret, İbret, Hadika, Sadakat, İttihat, Diyojen gazete ve dergilerinde yayımlanmış makalelerinin sayısı beş yüzü geçkindir. Makalelerinde konu aldığı sorunların çoğu; siyasal, toplumsal ve edebiyat sorunlarıdır. Namık Kemal’in makaleleri gazeteciliğimizin olgunlaşmasında, dünya görüşümüzün gelişmesinde güçlü atılımlarla doludur.

                 NAMIK KEMAL’İN TARİHÇİLİĞİ VE TARİHE AİT ESERLERİ

    Namık Kemal, Türk Tarihini, Türkistan’ın mazilerine kadar uzanan ; o    zaman için hayli müphem, dumanlı, eksik fakat derin bir tarih olarak seven ilk Tanzimat ediplerindendir. Ancak, onun İslam ve bilhassa Osmanlı tarihi üzerine bilgisi daha derin; hele Osmanlı tarihi üzerine sevgisi ve hayranlığı daha köklüdür. Osmanlı Tarihi hemen bütün ömrü boyunca Kemal’e üstün heyecanlar duyuran bir tarih olmuştur.
Kuvvetli hafızası, ona, milletinin tarihi üzerinde her zaman salahiyetle düşünmek, konuşmak ve yazmak imkanı veriyordu. Ancak, Namık Kemal, yalnız hafızasına güvenmiyor; okuduğu tarihleri her fırsatta tekrar tekrar okuyor; tarihe ait eserlerini, Türk, İran, Arap, Bizans ve bazen Batı kaynaklarına dayanarak yazıyordu. Kaynaklar, vesikalar gösteriyor, bazen müracaat ettiği kaynaklardaki hataları meydana çıkarıyordu.
Bununla beraber, onun tarihçiliği ilmi olmaktan ziyade edebi ve terbiyevi vasıflar taşıyordu. Sade fakat canlı ve hareketli nesir üslubunu, tarihe ait eserlerinde daha rahat kullanıyordu. Milletinin, büyüklük, zafer ve şeref sayfalarına hayran bir ruhun duyduğu, sıcak bir sevgi ve heyecan lisanı, bu tarihlerin karakteristiğini teşkil ediyordu.


Namık Kemal, başlangıçtan Kanuni sultan Süleyman devrine kadar, Osmanlı İmparatorluğunun  kuruluş ve genişleyiş devrini, 25 küçük sayfa tutarındaki bir makale halinde, Ebüzziya’ya söyleyerek yazdırmıştı. 1866’da Tasvir-i Efkar’da tefrika edilen bu umumi makalenin adı  Devr-i İstiyla idi.
Kemal, Salahaddin (Eyyubi), Fatih ve Yavuz Sultan Selim gibi çok sevdiği Türk-İslam büyüklerinin hayat ve hizmetlerini ayrı ayrı biyografiler halinde yazarak, yine tarihe ait bu yazılarını Teracim-i Ahval başlığı altında birleştirip Evrak-ı Perişan isimli bir kitapta topladı. Bu kitap, 1883’te baş tarafına Devr-i İstiyla makalesi de konularak, küçük boyda, 384 sayfalık bir eser halinde neşrolunmuştu. Kemal’in yine Evrak-ı Perişan serisinden fakat 64 sayfalık müstakil bir kitap halinde neşrolunan bir eseri de, İlhanlılar devri Emirlerinden Nevruz hakkında yazdığı Tercüme-i Hal-i Emir Nevruz’dur.
Namık Kemal, Magosa’da iken, vazife ile orada bulunan ve Kemal’in dostları ile mektuplaşması gibi işlerini kolaylaştırarak, şairin teveccühünü kazanan bir şahsiyet de Yüzbaşı Ahmed Nafiz’dir. Kemal, Ahmed Nafiz’in bu hizmetlerini mükafatsız bırakmamış ve tarihe ait iki eserini, kendi adı yerine Ahmed Nafiz’in adıyla neşretmiştir. Bu eserlerden biri Kanije’dir.
Kanije, Tiryaki Hasan Paşa’nın 1600 yılında 4 bin muhafızla Kanije kalesini, 50 bin kişilik Avusturya ordusuna karşı müdafaa edişini ve düşmanı türlü harp oyunlarıyla aldatıp, bozguna uğratışını hikaye eder.
Namık Kemal’in Ahmed Nafiz imzasıyla yazdığı ikinci eser Silistre Muhasarası’dır. Silistre Muhasarası, aslında Kanije’den önce yazılmış ve önce neşredilmiştir. Kanije’nin ön sözündeki “Bundan akdem acizane neşrettiğim Silistre Muhasarası’nın halk içinde mahzar olduğu rağbet” gibi sözler, bunu gösterir.
Namık Kemal, bunlardan başka, 1875’te başlayarak Mekteb-i Harbiye için iki ciltlik Tarih-i Askeri yazmıştır. Mekteb-i Harbiye’ye kabulü için Mekatib-i Askeriyye Nazırı Süleyman Paşa tarafından bekletildiğini bildiğimiz bu eser çeşitli talihsizlikler yüzünden müsvedde kalmıştır.
Kemal’in hayatının son devirlerinde en büyük heyecanı “Osmanlı Tarihi” idi. Bu kitap üzerindeki devamlı çalışmalarına 1886’da Rodos adasına naklinden sonra başlamıştır. Eserinin mümkün olduğu kadar doğru olması için bir çok kitaptan yararlanmıştır. İstibdad devrinde güçlükle izin alınarak Ebuzziya Tevfik Bey’in olağanüstü gayret ve çalışmalarıyla 1888’de eser cüz cüz basılmaya başlanmıştır. Altı bin basılan eser birkaç haftada kapışılmıştır. Fakat, bir ihbar üzerine Mabeyin’den Kemal’e gönderilen telgrafla Osmanlı Tarihinin neşri durdurulmuş ve basılan nüshaları da toplatılmıştır. Kitap daha sonra Meşrutiyetle beraber tekrar basılmaya başlanmıştır.(1919)
Namık Kemal’in milletine Tarih itibarıyla yaptığı en büyük iyilik tarihi sevdirmektir. Namık Kemal’in bütün bunlardan başka yine tarihe, edebiyata, hukuka, tenkide dair  telif ve tercüme, çeşitli yazıları ve eserleri vardır. Bunların bir kısmı ziyan olmuş ve neşredilmemiştir.



NETİCE;

Bütün bu hararetli hayatın ve bir ideal uğrunda meydana konulan, fikir, edebi, içtimai eserlerin sahibi olan Namık Kemal, Türk edebiyatında ve Türkiye’nin içtimai hayatında geniş akisler uyandıran bir şairdir. Milliyet ve onun heyecanları, Namık Kemal’den kuvvet almış; hürriyet onun haykırışlarıyla seslenmiş ve ona inananların hareketleriyle iyi bir neticeye yürümüştür.
Türkiye’de 80 yıl söylenen her vatan şiirinde Namık Kemal’den bir ses; her vatan ve hürriyet mücadelesinde ondan bir nefes vardır.
Türkiye’de vatan kaybetme ve kaybedilen toprakların ıstırabı; Namık Kemal’in şiirlerinden sonra daha hazin olmuş ve daha büyük acı ile duyulmuştur.
Namık Kemal’in şöhret ve tesirleri yalnız Türkiye sınırları içerisinde kalmamış, vatan sınırlarını aşarak başka ülkelere de geçmiştir. Kaybedilmiş ülkelerdeki Türkler arasında ve bilhassa Azeri-Türk şairleri arasında onun etkisiyle vatan şiirleri söyleyen şairler vardır.
Namık Kemal’in eserleri Mr. Gibb’den başlayarak İngiliz, Alman, Macar, Fransız, Rus ve Sırp dillerine aksetmiş; bu dillerde Namık Kemal tercümeleri yapılmış ve hakkında çeşitli eserler yazılmıştır. Moskova’da bir heyet tarafından hazırlanan Meşhur Adamlar serisinde Namık Kemal’e ait V.Stanbulav imzasıyla 296 sayfalık bir eser neşrolunmuştur. Sovyet ve Macar ansiklopedilerinde de Kemal’e dair mühim maddeler vardır.
Namık Kemal, hakkında çok sayıda makale ve eser yazılmış bir Tanzimat edibidir. Ona dair makale ve eserlerin en mühimleri Türkçe İslam Ansiklopedisinde Faruk Akün tarafından yazılan Namık Kemal Bibliyografyasındadır.
Namık Kemal.Tanzimat’tan bugüne kadar yetişen Türk nesillerinin milli ve manevi terbiyesinde büyük tesirleri olan, şöhret ve tesirleri yurt dışına da taşmış bir Türk büyüğüdür. Neyse ki, bize vatan kavramını öğretmiş olan şairimizin hem mezar taşı hem de namı kalmıştır ve bunlar hür vatan topraklarındadır.

                        KAYNAKÇA

       Resimli Türk Edebiyatı Tarihi ; Nihat Sami BANARLI

       Türk Edebiyatı III. Cilt ; Ahmet KABAKLI

       Türk Dili Ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Devirler, İsimler,Eserler, Terimler

       19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi; Ahmet Hamdi TANPINAR

       Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi; Kenan AKYÜZ




1


 

 

Namık Kemal


Namık Kemal
Kemalbey.jpg
Doğum 21 Aralık 1840(1840-12-21)
Tekirdağ
Ölüm 2 Aralık 1888 (47 yaşında)
Sakız Adası
Meslek Şair, roman ve tiyatro yazarı, gazeteci
Dönem 19. yüzyıl
Tür Roman, Tiyatro, Şiir

Namık Kemal (d. 21 Aralık 1840, Tekirdağ, ö. 2 Aralık 1888, Sakız Adası) Türk milliyetçiliğinin öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu, ünlü Türk yazar, gazeteci, devlet adamı, şairdir.
Yurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarına bağlı bir Tanzimat Devri aydınıdır. Bu kavramları Türk fikir hayatına ve edebiyatına sokan kişi kabul edilir[1]. Heyecanlı, kavgacı kişiliği, akıcı, parlak üslubu nedeniyle devrinin diğer yazarlarından daha fazla tanındı[2] .“Vatan Şairi” ve “Hürriyet Şairi” olarak anılan Namık Kemal, şiirin yanı sıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, târih ve makale türlerinde eserler verdi. Özellikle "İntibah" isimli romanı ve "Vatan Yahut Silistre" isimli tiyatro oyunu ünlüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü eserleri ve fikirleriyle etkiledi.

Konu başlıkları

 [gizle

Hayatı [değiştir]

21 Aralık 1840 tarihinde Tekirdağ’da dünyaya geldi. Babası Yenişehirli Mustafa Asım Bey, annesi Fatma Zehra Hanım’dır.
Tekirdağ’daki evlerinin civarında bulunan tekkenin şeyhi Tokatlı Hafız Ali Rıza Efendi kendisine “Mehmet Kemal” adını verdi[1]. Çocukluğu annesinin babası Abdülatif Paşa’nın yanında geçti. Abdülatif Paşa, Tekirdağ (Tekfurdağ) sancağında vali yardımcısı idi ; Afyonkarahisar sancağına tayin edildiğinde ailece Afyon’a taşındılar. 1848 yılında annesi Fatma Zehra Hanım’ı Afyon’da kaybetti[1]. Mehmet Kemal, yaşamını büyükbabasının yanında sürdürdü.
Abdülatif Paşa’nın değişik kentlerde görev yapması nedeniyle düzenli bir eğitime devam edemedi. Özel dersler aldı ve kendi kendini yetiştirmeye çalıştı. Arapça ve Farsça öğrendi. Dedesi Afyon’daki vali yardımcılığı görevinin ardından ailesiyle İstanbul’a gelmişti. Orada, 3 ay Bayezid Rüştiyesine ve ardından 9 ay Valide Mektebi’ne devam etme fırsatı buldu[3]. Dedesinin Kars’a mutasarrıf olarak atanması sebebiyle 1,5 yıl Kars’ta yaşadı. Karslı şair ve müderris Vaizzade Seyid Mehmet Hamid Efendi'den divan edebiyatını öğrendi. Avcılık, atıcılık, cirit dersleri aldı[1]. Kars’ta görevi sona eren dedesi ile 1854’te İstanbul’a döndü.
1855’te babasının Bulgaristan Filibe mal müdürü, dedesinin Sofya kaymakamı oluşu ile Sofya'ya gitti. Sofya’da evlerine ziyarete gelen dedesinin arkadaşı şair Binbaşı Eşref Bey, şiirlerini okuduktan sonra Mehmet Kemal’e yazıcı, kâtip anlamlarındaki “Namık” adını verdi. O günden sonra Namık Kemal olarak anılmaya başladı. 18 yaşına kadar kaldığı Sofya’da komşuları Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendi’nin kızı Nesime Hanım ile evlendi[2]. Bu evlilikten Feride ve Ulviye adında iki kızı ve Ali Ekrem adında bir oğlu dünyaya geldi.

İstanbul yılları [değiştir]

1857’de İstanbul’a döndü ve Bab-ı Ali Tercüme Odası'nda stajyer olarak memurluğa başladı. 1858’de büyükannesi Mahmude Hanım’ı, 1859’da büyükbabası Abdülatif Paşa’yı kaybetti. Babasının ikinci evliliğini yaptığı Dürrüye Hanım’ın Kocamustafapaşa’daki evinde yaşadı[1]. Babasının bu evliliğinden Naşit adında bir kardeşi oldu[2]. 1859’da Gümrük Kalemi’nde çalışmaya başladı.
İlk şiirlerini Sofya’da yazan Namık Kemal, İstanbul’a geldiğinde kısa sürede şairler arasında tanınmıştı. Henüz Batı edebiyatı ile bir teması yoktu. İstanbul’da divan edebiyatı geleneğini takip ettiren şairlerle tanıştı. Arap ve Fars edebiyatlarını öğrenmeye çalıştı. Leskofçalı Galip Bey adlı şair ile yakın dostluk kurdu. Bu şairin başkanlığında kurulan Encümen-i Şuara adlı şairler topluluğuna katıldı.
1863’ten itibaren dört yıl yeniden Tercüme Odası’nda görev aldı. Bu yeni görevi sırasında Batı’yı tanıyan kimselerle tanışma imkânı buldu ve gözlerini batı kültürüne çevirdi. Edebiyatta batılılaşmanın ilk adımlarını atan İbrahim Şinasi ile tanışması hayatını değiştirdi. Sanat ve hayat görüşü değişti. Batı edebiyatını öğrenmeye başladı, ilgisi nesire yöneldi. Tarih ve hukuk alanında kendini geliştirmeye çalıştı. Tercüme odasının bir kâtibinden Fransızca dersleri aldı. Tasvir-i Efkar’da fıkra ve tercüme yazılar kaleme aldı. İlk defa Şinasi’de gördüğü “hak, millet, vatan, hürriyet, millet meclisi” gibi kelimeleri yaygınlaştırdı[3].

Genç Osmanlılar [değiştir]

1865’te Şinasi, Tasvir-i Efkar Gazetesi’ni kendisine bırakarak Fransa’ya gidince Namık Kemal, tek başına gazeteyi çıkardı. Aynı dönemde İttifak-i Hakimiyet adlı (daha sonra Yeni Osmanlılar Cemiyeti adını alacak) gizli derneğin kurucuları arasına girdi (Sağırahmetbeyzâde Mehmet Bey'in öncülüğündeki derneğin diğer kurucuları Menâpirzâde Nuri Bey, Kayazade Reşat Bey, Mir’at Mecmuası sahibi Mustafa Refik Bey, Suphipaşazade Ayetullah Bey ve Ziya Bey'dir). Derneğin amacı bir anayasa hazırlanmasını ve parlamenter bir yönetim sistemi kurulmasını sağlamaktı. Namık Kemal gazetesinde, bu görüşler doğrultusunda ve hükümet aleyhine şiddetli makaleler yayınladı. “Şark Meselesi” üzerine yazdığı bir makale, gazetenin 1867’de kapatılmasına ve kendisinin Erzurum vali muavini olarak atanmasına yol açtı.
Namık Kemal, hükümet tarafından gönderildiği Erzurum’a gitmek yerine Ziya Paşa ile birlikte Paris’e kaçtı. O ve arkadaşlarını Paris’te yaşayan Mısırlı prens Mustafa Fazıl Paşa davet etmiş ve maddi himayesine almıştı. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan ancak Sultan Abdülaziz’in bir fermanıyla Mısır yönetimindeki haklarından mahrum edilen Mustafa Fazıl Paşa, kendisini Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin reisi ilan etmiş ve Avrupa’ya davet ettiği örgüt üyelerinin finansörlüğünü üstlenmiş birisiydi[4]. M. Fazıl Paşa’nın desteğiyle Londra’da "Muhbir" adlı gazeteyi çıkardılar ancak Namık Kemal, Ali Suavi ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine Muhbir'den ayrıldı. Aynı yıl Sultan Abdülaziz Uluslararası Paris Sergisi’ni görmek üzere şehre gelince Fransız hükümeti Genç Osmanlılar’ı ülkeyi terk etmeye davet etti. Namık Kemal, bazı arkadaşlarıyla birlikte Londra’ya gitti ve orada "Hürriyet Gazetesi"’ni çıkardılar. Bu arada Mustafa Fazıl Paşa, Paris’e gelen Abdülaziz’le ilişkilerini düzeltmiş ve onunla İstanbul’a dönmüştü. Giderken gazeteyi çıkarmaya devam etmelerini, desteğinin süreceğini söylediyse de İstanbul’a döndükten sonra fikrini değiştirdi ve geçici olarak Hürriyet’i kapatmalarını istedi[5]. Bunun üzerine Namık Kemal ile Ziya Paşa gazeteyi kendi imkânları ile çıkarmayı denediler. Bir süre sonra arkadaşları ile arası bozulan Namık Kemal vazgeçti ve 1870’te Sadrazam Âli Paşa ile barışıp yurda döndü.

Sürgün yaşamı [değiştir]

Siyasetten uzak durmak, yazı yazmamak koşuluyla affedilmiş olan[6] Namık Kemal, İstanbul’a döndükten sonra "Diyojen" adlı mizah dergisinde imzasız fıkralar yazdı [2]; Sadrazam Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1872’de "İbret Gazetesi"’ni çıkararak yeniden muhalefete başladı. Gazete sık sık kapatıldı ve sonunda sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı eleştiren yazılar yüzünden Namık Kemal, İstanbul’dan uzaklaşması için mutasarrıf olarak Gelibolu’ya atandı.
Birkaç ay kaldığı Gelibolu’da "Vatan yahut Silistre" adlı oyunu ile "Evrâk-ı Perişan" adlı eserini tamamladı. Gelibolu’nun bazı sorunları ile ilgilendi ve su davasını halletti[1]. Rumeli fatihi Gazi Süleyman Paşa'nın Bolayır’daki kabrini ziyaret etti. Ebüzziya Tevfik Bey'e burada gömülmeyi vasiyet etti.
Namık Kemal, bir yandan da "İbret Gazetesi"’ne “BM” (Baş muharrir) ve Ebuzziya’nın çıkardığı "Hadika" Gazetesine “N.K” imzası ile yazı göndermeye de devam ediyordu. Gelibolu’da salgın haline gelen kuduz hastalığını önlemek için köpekleri sürgün etmesi bahane edilerek Gelibolu mutasarrıflığı görevinden alındı.

Vatan Yahut Silistre [değiştir]

Osmanlı hükümeti tarafından açığa alınan Namık Kemal 1872’nin son günlerinde Gelibolu’dan İstanbul’a döndü, İbret’in başına geçti. Çok geçmeden bir makalesi nedeniyle hakkında soruşturma açılıp gazetesi tekrar kapatılınca tiyatro ile ilgilenmeye başladı. Vatan yahut Silistre oyunu, 1 Nisan 1873 gecesi İstanbul’da Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosunda sahnelendi. Oyunun sahnelenmesi halkı coşturup olaylar çıkmasına neden olmuştu. Bu konuda İbret’te yayımlanan yazılardan sonra gazete bir daha çıkmamak üzere kapatıldı; Namık Kemal ve dört arkadaşı yargılanmadan sürgüne gönderildiler[6]. Namık Kemal Magosa'ya, Ahmet Mithat ile Ebüzziya Tevfik Bey Rodos'a, Menapirzade Nuri ve Bereketzade Hakkı Beyler de Akka'ya sürüldü[7].

Mağusa (Kıbrıs) Sürgünlüğü [değiştir]

Namık Kemal'in Mağusa (Kıbrıs) sürgünlüğü 38 ay sürdü. Mağusa'da son derece olumsuz koşullar altında yaşamak zorunda kaldı, pek çok kez sıtmaya ve başka hastalıklara yakalandı[6]. Edebiyatçı Namık Kemal, birkaçı dışında eserlerinin tamamını bu dönemde Kıbrıs'ta vermişti.

Midilli sürgünlüğü [değiştir]

Sürgün dönüşü İstanbul’da bir kahraman gibi karşılandı[2]. Tahta çıkışından 93 gün sonra akıl bozukluğu gerekçesiyle indirilen V. Murat’ın yerine Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamit, ilk Osmanlı Anayasası’nı oluşturmak için bir komisyon kurdu. Namık Kemal, bu komisyonun bir üyesi oldu. Ancak şair, padişahın aleyhine bir tehdit beyiti yazıp bunu mecliste okuyunca mahkemede yargılandı. Söylediği Arapça beyit, ”Bir şey, ikilendi mi, muhakkak üçlenir de” anlamındaydı ve tıpkı Abdülaziz ve V. Murat gibi Abdülhamit’in de tahttan indirilebileceğini ima ediyordu. Namık Kemal, asayişi bozduğu gerekçesiyle suçlu bulunup 6 ay hapis cezasına çarptırıldıysa da sonradan beraat etti. Girit Adası’nda ikamete mecbur edildi. Kendi isteği üzerine ikameti Midilli Adası’na çevrildi. 2,5 yıl sonra Midilli mutasarrıfı olarak görevlendirildi. Midilli'de tanıdığı genç yaştaki Hüseyin Hilmi Paşa'yı ömrü boyunca koruyup destekledi. Hüseyin Hilmi Paşa, yıllar sonra 1909'da sadrazamlığa kadar yükselmiştir.
1879'dan itibaren 5 yıl süren Midilli’deki görevi sırasında kaçakçılıkları önledi; hazine gelirini arttırdı. 20 Türk ilkokulu açtı. Türk'lerin hayat seviyesini yükseltti. Adalarda yaşayan Türk ahalisinin sorunlarını dile getiren bir rapor hazırlayıp Bâb-ı Âli'ye sundu.[1] 1882’de Nişan-i Osmanlı madalyasi ile ödüllendirildi. "Vaveyla", "Murabba", "Vatan Mersiyesi" gibi şiirlerini burada yazdı. Magosa’da yazmaya başladığı Celaleddin Herzemşah adlı eserini tamamladı. Bu eser, okunmak için yazılmış 15 perdelik tarihi bir oyundur. Harzemşahlar Devleti’nin son hükümdarı Celaleddin Harzemşah etrafında gelişen oyunda İslam birliği düşüncesini işledi. Abdülhamit, bu eserinden ötürü onu bâlâ rütbesi ile ödüllendirdi.
Namık Kemal’in Midilli’de kaçakçılıkla mücadelesinden çıkarları zarar görenlerin şikâyetinden sonra 1884’te Rodos mutasarrıfı oldu. Rodos adasındaki çalışmaları da padişahın imtiyaz madalyası ile ödüllendirildi. Rodos’ta, Osmanlı tarihi hakkında eser yazmaya başladı. İngiliz ve yunanlılar’ın şikayeti üzerine 1887’de Rodos’taki görevi sona erdi. Sakız Adası mutasarrıfı oldu.

Ölümü [değiştir]

Sakız Adası’nın kuru havası nedeniyle rahatsızlanan Namık Kemal, 2 Aralık 1888 günü 48 yaşında hayatını kaybetti. Adada bir caminin haziresine defnedildi. Arkadaşı Ebüziyya Tevfik, şairin Bolayır’da gömülme arzusunu padişah II. Abdülhamit’e iletince naaşı Gelibolu’ya nakledildi. Bolayır’da Orhan Gazi’nin oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa’nın türbesinin yanına gömüldü. Birkaç yıl sonra Sultan Abdülhamit bir türbe yaptırdı. Türbenin planını Tevfik Fikret çizdi. 1912 Mürefte-Şarköy depreminde sütunlar zedelendiği için halen mermer kaplı bir kabirde bulunmaktadır.
Namık Kemal"in ölümünden sonra II. Abdülhamit, şairin oğlu Ali Ekrem’i sarayda görevlendirdi, babası Mustafa Asım’ı ise saraya müneccimbaşı tayin etti.[8]

Sanat özellikleri [değiştir]

Tanzimat döneminin en önemli düşünce, sanat ve siyaset adamlarından birisidir. ”Toplum için sanat” anlayışını benimsemiştir. Sanatı, toplumun Batılılaşması için bir araç olarak kullanmıştır. Eserlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmayı amaçlamıştır. Divan edebiyatının süslü-sanatlı düz yazısı yerine, belli bir düşünceyi iletmeyi amaçlayan yeni bir düzyazıyı kullanmıştır. Eserlerinde noktalama işaretlerini kullanmıştır. Gençliğinde Divan Edebiyatı tarzında şiirler yazmış, Avrupa’ya gittikten sonra yeni edebiyatı benimsemiş ve o yolda yapıtlar vermiştir. Namık Kemal, Fransız edebiyatını örnek almış, romantizmin etkisinde kalmıştır. Şiirleri biçim bakımından eski, konu bakımından yenidir. Yurt, ulus, özgürlük gibi konuları işlemiştir. Ayrıca şiirlerinde mücadeleci tipte bir insan yaratmıştır. Tiyatroyu “eğlencelerin en faydalısı” olarak nitelemiş, halkın eğitilmesinde okul gibi görmüş, sahne dili ve tekniği yönünden başarılı yapıtlar vermiştir.

Eserleri [değiştir]

Hakkında söylenenler [değiştir]

Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, duygularımın babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp'tir[9].

Kaynakça [değiştir]

Wikisource-logo.svg
Vikikaynak'ta bu konuyla ilgili metin bulabilirsiniz.
Namık Kemal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder